20100907

Açılış



Sahne1 İÇ-GECE-TOPLANTI SALONU

Rabarba duyulur. Kapı açılır ve homurtuyla içeriye girer. Yavaş adımlarla masaya gider. Sandalyesini çekip oturur ve düzeltir. Dirseklerini masaya dayayarak boş salona konuşmasına başlar.

 “İlk görüşteki o samimiyetini hissetmek istediğim insanlar ile sohbete başlama derdi gibi burada sohbete başlamak isterim. Sohbet diyorum çünkü, ‘benim için düşünce alışverişi en büyük sohbet ediliştir’ gibi klasik şeyleri söylemeden, bu tür alışveriş şekillerini ‘sohbet’ sıcaklığı kıvamına indirgeme isteğimdendir.”

Arkasına yaslanır. Bir kolunu uzatmış şekilde masada tutmaya çalışırken diğer kolu aşşağıya salınmıştır.

“Şimdiye kadar hep duyulan ‘Türkiye okumuyor.’ Kalıbı ve ‘kişi başına…’  değil ‘kitap başına düşen kişi sayısı…’ tarzında tespitler ile cahil kalan, çoğunluk Türkiye’nin, bir kısmı internet başında vaktini harcayarak geçirdiği de gerçekler arasındaydı ki bu gerçekte emeği geçenlerden biride bendim. Zamanı ‘kimilerine göre’ harcıyorduk.”

Masaya yüklenir. Ağırlığını, dayadığı kollarına vermektedir. Ellerini birleştirerek konuşmasına devam eder.

“Artık, -artık diyorum ki aslında daha öncelerinin olmuşluğu pek yansıtılamayıp parlatılmadı- internet yazarları ve internet gazeteciliği gelişti. İnternet başında olup ta ^zamanı harcayan^ kişilerin yüzde net veremeyeceğim sayıda ki kısmı bu tür yazı ve haberlere ilgisini kaydırdı. Bu iyi mi oldu bence gayet güzel oldu; Çünkü birçok yazar vardı. Bu her yazarın yazı çeşitliliği ve konusu vardı ve bu konuların kitlesi vardı. Yani artık herkes tercih ettiği kitap ve yazarları gibi, güncel haberleri, durumları ve gözlemleri sevdiği tarzdaki blog yazarını veyahut internet köşe yazarlarını takip ederek, en önemlisi de bunları severek haberdar olacaktı.”

Sesini yükseltir.

“Gel gör ki son zamanların sonlarında da bir blog yazarlığı havası almış başını gidiyor. Bu hava güzel değil mi? Güzel tabi ki fakat bu akımdan etkilenen herkesin blog yazarı olma hevesi, artık bıtkınlık aşamasına getirmektedir.

Bu akımın büyük tetikçisi ise twitter gibi mikroblog sitesinde bloggerların fazla rağbet görüp, bu rağbete karşılık zeki bir atılımcının fikriyle yazarların, ‘dizüstü edebiyat’ adı altında kitapların çıkmasıdır.

Bu durumun kötülenecek tarafı olmamasına karşın, okuyucuların yeni heveslerle yazar olma isteğinin abartılması, yakında bu akımın çürümesine yada farklı arayışlara girişilmesi sonucu takip edilesi bir şey halinden çıkması da olasıdır.”

Gülümser. Başını kaldırarak konuşmaya devam eder.

“Şimdi sen bana ‘peki sen ne yapıyorsun ***** ?’ diye sorarsın ki haklısın bu sorunun, dillenip bana karşı sorulmasında. Ben başka bir ‘popüler blogcu’ dediğiniz arkadaşımın ısrarı ve isteği üzerine, verdiğim sözün arkasında durarak yazıyorum.”

Sandalyenin yere sürtünmesinden çıkan ses eşliğinde ayağa kalkar. Kapıya doğru dönüp aynı yavaş adımlarıyla ilerlemeye başlar. Kalın yankılanan sesiyle konuşur.

“Hem, ben zaten yazıyorum. Saygılarımla…”

Salonun dışına çıkar ve kapıyı kapatmadan gider.